Sahte olan, basinin demokrasi taraftari oldugu iddiasi
Ikinci haftadayiz... Demokrasiye karsi kurulan komplonun desifre edildigi günden beri belge gerçek-sahte tartismasi yapiliyor. Belge sahte olabilir mi? Böyle bir belgenin hazirlanmadigini kaynak kurum dahi yüksek sesle ilân edemiyor. Açiklamalar, “gerçek olmasa iyi olur” veya “siz gerçek degilmis gibi yapin” makaminda. Böyle bir gerçeklik ancak bu kadar üstlenilir! Çünkü açikça “gerçek” demenin agir bedeli var. O bedel beklemeye gelmez, hemen ödenmelidir. Imzasi olan sahistan itibaren bütün silsile-i meratip haberliyse de, habersizse de sorumludur. Haberliyse, isin içindedir zaten. Habersizse, teskilatina hâkim degildir, yine sorumludur. Sorumluluk çok agir bir yüktür. Yüksek Askeri Sûra’nin bütün komuta kademesinin degismesiyle sonuçlanmasini gerektirir. TSK yeni bir komuta kademesiyle ve fakat yerini gerçekten bilerek, isine devam eder... Belge sahte olsa bile... Belge sahte olsa bile, Türkiye’de degismeyen bir gerçek var: Basinin demokrasi taraftari oldugu iddiasi kesinlikle gerçek degil! Türkiye’de agirlikli olarak basin “rejim basini”dir. Rejimin degismezlerinden, rükünlerindendir basin. O olmazsa, ideoloji sürdürülemez; rejimin antidemokratik kimligi var kilinamaz. Darbe asla yapilamaz! Basinin rejim basini kimliginin kökü derinlerdedir. Ittihatçilar Abdülhamid’in matbuata baski uyguladigi iddiasiyla yola çiktilar, serbestlik vaad ettiler. 2. Mesrutiyet ilan edildikten sonra yapilan ilk islerden biri sansürün kaldirilmasiydi. Ittihatçilar basin üzerinden sansürü kaldirdilar, fakat iktidari ele geçirince muhalif gazetecilere hayat hakki tanimadilar! Cumhuriyet, Ittihatçi yöntemleri basin üzerinde uygulamaya devam etti. Birçok ünlü gazeteci Istiklâl Mahkemesi ile muhatap edildi. Gazeteciler agir cezalara çarptirildi. Bu da yetmedi, harf inkilabi ile gazeteler okuyucudan yoksun hale getirildi. Iste muhalif basini kökten yok etmenin yolu: Milletin okur yazarligini ortadan kaldirmak! Bu tarihten itibaren devlet bütçesinden beslenen gazeteler disinda bütün yayin organlari kapandi! Harf inkilabi, “rejim basini”ni gerçek anlamda hayata geçirmek için büyük bir firsat oldu. Iste “Cumhuriyet basini” dedikleri budur! Ünlü gazeteciler, devlet eliyle kurulan Türk Basin Birligi’nin yöneticileri milletvekili yapildi. Çankaya sofrasina buyur edildi. En diktatörce tutumlar, idealize edilerek basin tarafindan yüceltildi. 1930’larda Türkiye’de gazetecilik yagcilik, yalakalik, saksakçiliktan baska bir sey degildi. Bir taraftan da devlet nimetleri basina peskes çekildi. Iste Türk basininin unutamadigi dönem! Devletten nemalanan basin, demokrasiye geçildikten sonra geçici sürelerle demokrasiden yana tavir aldi. Ama rejimin basini oldugunu hiçbir zaman unutmadi. Rejimin basini, devletin imkânlarindan elini çekmek istemedi, bu yüzden seçilmis iktidarlarla cedellesti. 1930’lar, 1990’larda 28 Subat'la tekrarlandi. Rejim basini, devlet imkânlarini alabildigine talan etti. Böyle bir basin var olmaya devam ettikçe, demokrasiye karsi komplo belgeleri hazirlanir, yürürlügü konulur; basin da kendisine biçilen rolü pasa pasa yapar! Zaten yapiyordu, belge hadisesi patlayinca bir saskinlik yasandi. Daha önce de böyle belgeler hazirlanmis, yürürlüge konulmus, basin da rolünü hakkiyla ifa etmisti. Belgenin gerçekligi veya sahteligi konusunu, bir Temel fikrasi aydinlatabilir. Temel Istanbul’a gelmis ve her nasilsa bir cinayet islemis, hâkim huzuruna çikarilmis. Baslamis sorgulama. Temel anlatiyor da anlatiyor. Rize’den çiktim yola... Bir türlü gemiye binmiyor. Hakim zorlayinca, gemiye biniyor. Bu sefer de gemi yolculugundan uzun uzun ayrintilar, dönüp dönüp ayni seyleri söylemeler. Hâkim sinirleniyor: “Tamam artik Istanbul’a gel!” Temel de uyanik, “haçan Istanbul’a geleyim de beni as öyle mi!” Brifingsiz, andiçsiz, eylem plansiz, darbesiz, müdahalesiz bir basin, bugünden geçi yok!