Kütüphanemi yeniden tanzim ederken, uzun süredir kitap yiginlari altinda kalmis 6 ciltlik bir ansiklopedi ile karsilasmistim. “Türkiye Ansiklopedisi”nin ilk ciltleri 1956 yilinda yayimlanmisti. Içindeki bilgiler ise en fazla 1955 yilina kadar geliyordu. Fotograflari tek parti devrinin sonu ile Demokrat Parti iktidarinin ilk dönemine aitti. Sehirlerimizin altmis yil öncesine bakmak dogrusu hiç de iç açici degil! Bizler ilk mektep kitaplarinda Cumhuriyet’in tek parti döneminin esi menendi bulunmaz imar hamleleri ile anildigini biliriz. Bu kitaplar biz çok partili demokrasi döneminde okumaya basladigimiz halde, hâlâ tek parti mantigi ile yaziliyorlardi. Bu mantik biraz keskinlestirilerek söyle ifade edilebilir: Tek parti yönetimi Türkiye’yi yoktan var etmistir! Dikkate deger ne varsa onundur! Su anda çocuklarimiza okutulan kitaplar da pek farkli degil aslinda. Bizim mektep kitaplarimizda yer alan bilgiler resimlerle de desteklenmisti. Cumhuriyet idaresi memlekete neler neler yapmamisti ki! Bugday silolari, okul binalari, köprüler, yollar ve Çubuk Baraji... Evet Ankara’ya içme suyu saglamak üzere yapilmis olan “Çubuk Baraji”nin o kitaplarda mutena bir yeri vardi! Kitaplarimizda resimleri bulunan ve övünülen silolardan daha büyüklerinin simdilerde ve gerektiginde küçük kasabalarda bile kolaylikla yapiliverdigini, okul binasi yapiminin artik övünülemeyecek nisbette olaganlastigini, o zamanin köprü ve yollarinin simdilerde sehirler arasindan köyler arasina kaydigini ve resimlerinin hiç bir kitapta yer almasinin düsünülmedigini, Çubuk Baraji’ndan daha kapasiteli göletlerin köy isleri teskilati tarafindan bir çok yere kolaylikla yapiliverdigini bu kitaplar asla yazmayacaklardi. Yarim asirlik ansiklopedide sehir yazilari farkli kagitlara basilmis, bir kismi renkli fotograflarla desteklenmisti. Bu resimler 1910’larin resimleri ile kiyaslandiginda, sehirlerin fiziki çehrelerinin geçen zaman içinde ciddi bir degisiklige ugramadigi görülüyordu. Elbette yüzlerce yil içinde olusmus sehir çehreleri kolay kolay degismez. Fakat çagdaslik-modernlik-ilerleme vurgusu çok asiri yapilan Türkiye’nin 1950’ye devreden çehresi ve yasama sartlari konusunda ayni seyleri söylemek mümkün degildi. Birakin köyleri, kasabalari, anli sanli vilayet merkezlerinin çogunda elektrik sadece geceleri vardi. Içme suyu alt yapisi ciddi bir gelisme kaydetmemisti. Kanalizasyon vs. de ayni durumdaydi. Nüfusu yüz binin üzerinde olan (besinci büyük sehir) Bursa sehir merkezindeki asfalt yol miktari bugünün küçük kasabalarindakinden çok daha azdir. Son elli yil içinde nüfusu yerinde sayan sehir yok. Bir kismi çok büyümüs, bir kismi ise az. Mesela Bursa, milyonu geçmis. Çankiri ise yetmis binlerde... Türkiye sehirlerinin gerçek degisim hamlelerinin en erken 1950’lerde basladigini, 1960’larda ivme kazandigini, 80 sonrasinda ve bilhassa 1990’dan sonra önceki yapilanlarin katlandigini söyleyebiliriz. 1950’ye devreden sehirlerde tek parti yönetiminin yaptiklarini bir kaç cümle ile özetlemek istiyoruz: Tek parti yönetimi sehirlere mutlaka heykel yapmistir. Halkevi yapmis veya baska bir binayi halkevine çevirmistir. Bunlarin disinda yapilan seyler sehirlere göre farklilik gösterir. Fakat bu yapim faaliyetleri sehirlerin çehresini görünür sekilde degistirmemistir. Aksine bazi yikim faaliyetleri ile sehir çehreleri degistirilmistir. Yikilanlar genellikle eski vakif yapilaridir. Önemli bir kismi medrese ve camilerdir. Kayseri gibi, Mimar Sinan yapisi hamamlarin yikildigi sehirler de olmustur. Yikim kararlarini ise ne yazik ki, o sehirlerin ayni zamanda belediye baskani konumunda olan valiler vermistir! Erzurum Valisi’ni ziyaretimiz sirasinda Vali Bey, degil Erzurum’un, Türkiye’nin ve hatta dünyanin sayili mimarî eserlerinden Çifte Minareli Medrese’nin 1930’larda Sehir Meclisi tarafindan, çökme tehlikesi oldugu gerekçesiyle, yikilmasinin kararlastirildigi bilgisini verdi. Neyse ki bu tarihe geçecek faciadan dönülmüs! 2011’de Erzurum’da yapilacak üniversiteler arasi kis oyunlari için sembol aranirken, ilk akla gelen onun silüeti olmus!