| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
SON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLAR |
Soykirim salyalari akitanlar okusun
30 Nisan 2009, 17:13 Bu yazida �Dünyanin görmedigi sürgünler�le ilgili olarak tarihe not düsecegim. Malum, Ermeni Diasporasinin yaygara kopardigi günlerdeyiz. Yarinimizdan süphe duyanlarin arttigi bir dönemdeyiz. �Türk� olmayi hak etmeyen ihanet içindeki kimilerinin varliginin acisini yasaya yasaya ecdadima laf söyleyenleri izliyoruz. Bakin, Dadas Erzurumlum ne de güzel anlatiyor, o yillari: ''Göç göç oldu göçler yola dizildi, Uyku geldi ela gözler süzüldü''... Evet, Rus isgalinden ve Ermeni mezaliminden canlarini, yavrularini kurtarmak için kaçan Erzurum halkinin göç türküsü böyle baslar. Türkler'in ugradigi sürgün ve tehcirleri biliyor musunuz? Sayet bihaberseniz buyurun hep birlikte bir solukta okuyalim! Osmanli Devleti'nin zayiflamasi ile isgale ugrayan Kafkas ve Balkan cografyasinda yasayan Türk ve Müslüman halklar için de umutsuzluklar, göçler, ölümler, isgaller, ana vatanlardan kopuslar, tehcirler de baslamis oldu. Göç hikayeleri, göç türküleri ayri dillerde söylense de duygular, hüzünler hep ayni noktaya isaret ediyordu. Sürgün edilen, ana vatanlarindan koparilan, hastaliklara yenik düsen, yollarda ölen, açlik ve sefaletle karsi karsiya kalan Türk"ün acisi, ne yazik ki dünyanin gelismis ülkelerince bir türlü görülmedi. Tehcir edilenlerin siginagi haline gelen Türkiye'yi, yillardir Ermeni iddialariyla karsi karsiya birakan birçok bezirgan ülke, ne yazik ki Kafkaslar ve Balkanlardan sürülen milyonlarin yasadigi acilari bir türlü görmek istemedi. Bakin, kaynagimiz Basbakanlik Devlet Arsivleri Genel Müdürlügü� Kafkas Vakfi ve Balkan Medeniyet Dernegi yetkililerinin derlemelerine göre, Osmanli"nin zayiflamasiyla 19. Yüzyildan itibaren Kafkaslardan ve Balkanlardan Anadolu'ya göçler basladi. Rus Çarligina bagli askeri birliklerin 1859"da Kafkasya'ya girmesiyle bu cografyada göçler de beraberinde basladi. Rus birliklerine karsi verilen savasi kaybeden Kafkas halklarini büyük bir dram bekliyordu. Çar'in Kafkasya temsilcisi Grandük Misel'in 1864 Agustosunda Bati Kafkasyalilara, ''Bir ay zarfinda Kafkasya terk edilmedigi takdirde, bütün nüfus savas esiri olarak Rusya'nin muhtelif mintikalarina sürülecektir'' seklindeki fermani, bölgedeki sürgünleri ve göçü tetikledi. Rus Çarliginin emriyle 1864 yilinda 1 milyon 500 bin Kafkasyali yurdundan oldu. Tehcire zorlanan Kafkas halklarinin birçogu sürgün yolculugunda açlik ve kötü kosullara yenik düserek can verdi, binlercesi Karadeniz'in azgin dalgalarina dayanamayan gemilerin batmasiyla engin sularda boguldu, yüzlercesi kalici hastaliga yakalandi. Karadeniz'deki Taman, Tuapse, Anapa, Soçi, Sohum, Poti ve Batum gibi limanlardan Rus, Osmanli ve Ingiliz gemilerine bindirilen muhacirler, Trabzon, Ordu, Samsun, Sinop, Varna, Köstence ve Istanbul'a getirildi. Arsiv kayitlarina göre, Kafkaslar'dan sürgün edilen insanlarin yüzde 30'una yakini, yolculuk tamamlanamadan öldü. Kafkasya'da sürgünler 1864 yiliyla sinirli kalmiyordu. 1864 sürgünüyle dünyaya savrulan Kafkasyalilar, tekrar ana vatanlarinda toparlanma firsati bulamadan bu sefer 1943 ve 1944 yillarinda Sovyet Imparatoru Stalin'in emriyle genis çapli bir sürgüne maruz birakildi. Bu sürgünde ise Kafkas halklari, asilsiz bir sekilde 2. Dünya Savasi'nda Almanlarla is birligi yapmakla suçlaniyordu. Karaçay Özerk Bölgesi, 2 Kasim 1943'te Sovyet askerlerince kisa süre içinde bosaltildi. Emirlere uymayan Türk kökenli bu halk, aninda infaz edildi. Karaçay halkindan 32 bin 929'u çocuk olmak üzere 63 bin kisi tipki diger Kafkas halklarina yapildigi gibi hayvan vagonlarina doldurularak Kazakistan, Kirgizistan ve Özbekistan'in iç bölgelerine gönderildi. 8 Mart 1944'de ise Balkarlar, Karaçay halkinin maruz kaldigi aci sürgünü yasadi. Kizilordu'nun 23 Subat 1944'te Kizilordu'nun 26. kurulus yildönümünü senliklerine davet edilen Çeçen ve ayni etnik kökene sahip olan Inguslar, apar topar ve binlerce insanin ölümü pahasina Sibirya'ya sürüldü. Sürgüne gönderilen her aileye, yanlarina almak için ancak Sovyet Yüksek Surasi, 9 Ocak 1957 yilinda aldigi karar ile 1944"te topyekun sürgün edilen Çeçen ve Inguslarin ana vatanlarina dönmelerine izin verdi. 7 Mart 1944 tarihinde lagvedilen ve topraklari çesitli ülkelere paylastirilan Çeçen-Ingus Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ise 1957"de yeniden kuruldu. 1939"un resmi kayitlarina göre 488 bin olan Çeçen-Inguslarin nüfusu sürgünden sonra 200 bine kadar düstü. 1959 yilinda ise tüm Ingus ve Çeçenlerin sayisi 311 binden ibaretti. Sovyetler'in dagilmasinin ardindan bagimsizligini ilan eden Çeçenistan'da Rus birlikleriyle direnisçiler arasinda savas basladi. 1994-96 yillari arasinda 1 milyon civarinda nüfusu olan Çeçenistan, bu savasta yaklasik 120 bin kurban verdi. 1999-2001 yillari arasinda yasanan ikinci savasta ise 100 bin Çeçen öldü, 30 bin Çeçen ise sakat kaldi. Stalin döneminde sürgün sadece Kuzey Kafkasya ile sinirli kalmadi. Sürgün kararindan en çok etkilenen bir diger halk ise Kirim Tatarlariydi. 18 Mayis 1944 gecesi baslayan sürgün furyasi, 3 gün içinde 220 bin Kirim Tatari'nin zorla yurtlarindan koparilmasiyla sonuçlandi. Orta Asya'nin ücra köselerine götürülmek üzere ölüm katarlarina bindirilen Kirim Tatarlarinin yüzde 42'si zor kosullara dayanamayarak ya da yapilan baskilar sonucu yasamini yitirdi. Vatanlarina dönmek için çok yogun bir mücadele veren Kirim Tatarlari, hedeflerine ulasmak için 1980'li yillari beklemek zorunda kaldi. Yillar sonra terk ettigi topraklarina gelen insanlari baska bir hazin tablo bekliyordu. Kirim Tatarlari yurtlarina döndükleri zaman evlerinin, is yerlerinin ve topraklarinin Ruslar ile Ukraynalilara dagitildigini gördü. Gürcistan'in Ahiska bölgesinde yasayan ve ''Osmanli Türkleri'' olarak da bilinen Ahiskalilar, 14 Kasim 1944"te tarihin en aci olaylarindan birini yasadi. Aradan geçen 65 yila ragmen Ahiskalilar, halen yurtlarina dönemedi. Anavatanlarindan koparilan ve gittikleri yerde hayatta kalan Ahiskalilarin torunlari bugün Rusya Federasyonu, Özbekistan, Kazakistan, Türkiye, Ukrayna, Almanya, Fransa, Italya ve ABD'de yasamlarini sürdürüyor. Stalin'in emriyle bir gece ansizin gelen haber üzerine dogup büyüdükleri vatanlarini zorla terk ettirilen Ahiska Türkleri, ''ölüm katari'' olarak adlandirilan hayvan vagonlarina istiflenerek bir bilinmez yolculuga çikti. Sibirya'ya ve Sovyetlerin iç bölgelerine gönderilen yaklasik 250 bin Ahiska Türkünün birçogu yolda hastaliktan, açliktan hayatini yitirdi. Ayri ayri bölgelere dagitilan Ahiska Türkleri yillarca birbirinden haber alamadan yasadi. Özbekistan'da sürgün hayati yasayan Ahiska Türkleri, 1989"da ikinci büyük sürgün daha yasadi. Fergana'da çikan olaylarda yaklasik 100 bin Ahiska Türkü ikinci vatan edindikleri Özbekistan'dan komsu ülkelere ve Rusya'nin Krasnodar bölgesi ile Ukrayna'ya göç etmek zorunda kaldi. Türkiye'de bir süre önce çikarilan yasa ile Ahiskalilarin Türk vatandasligina geçisi kolaylastirildi. 1944'de sürgün edilen Kafkas halklarindan hiçbir sekilde yurtlarina dönüs yapamayanlar ise Ahiskalilar oldu. Gürcistan, Avrupa Konseyi'ne kabul edilirken Ahiskalilarin yeniden kendi vatanlarina yerlestirilmesi konusunda taahhüt altina girdi, ancak bugüne kadar verilen sözler yerine getirilmedi. Ermenistan'in Azerbaycan'in Daglik Karabag bölgesini 1992-94 yillarinda yasanan savasta isgaliyle baslayan süreçte en çok zarar gören, sivil halk oldu. Isgale ugrayan topraklarindan kaçan yaklasik 1 milyon Azeri Türkü, halen zor kosullar altinda Azerbaycan'in çesitli vilayetlerinde yasamlarini sürdürüyor. Üsküp, Kalkandelen, Manastir, Ohri, Selanik, Saraybosna, Prizren, Sumnu, Varna, Deliorman, Belgrad, Sancak... Rumeli Türklerinin ''çil çil kubbeleriyle'' geride birakip gelmek zorunda kaldiklari sehirlerden sadece birkaçiydi. Rumeli Türkleri, ayri bir ani, ayri bir aci, ayri bir özlemle terk edilmeye zorlanmisti ecdat yadigari topraklari.... Sehzade Süleyman Pasa'nin 1352 yilinda Rumeli'ye geçisi ve art arda devam eden fetihlerle Osmanli, kisa sürede Balkanlarin tek hakimi haline geldi. Türklerin Rumeli'ne yerlestirilmesi ve bölgenin yerli halklari olan Arnavutlarla, Bosnaklarin da Islam'i seçmesi Balkan cografyasini ikinci bir Anadolu yapti. Yaklasik 500 yil idaresi altinda yasadiklari Osmanli'nin zayiflamasiyla birlikte bu bölgede yasayan Türkler ve Müslüman halklari da zor günler bekliyordu. 1912 yilinda yapilan 1. Balkan Savasi'nin kaybedilmesiyle de elden çikan topraklardan milyonlarca Türk, Bosnak ve Arnavut, Anadolu'ya göç etmek zorunda birakildi. Göç etme imkani bulamayanlar ise kaldiklari cografyada çesitli asimilasyonlara maruz kaldi. Göçlerin en aci yani ise 500 yili askin Osmanli idaresinde kalan cografyadaki Türk sehir mimarisinin en güzel örnekleri olan eserlerin yok edilmesi oldu. Osmanli'nin 15 bin 787 mimari yapi insa ettigi Balkanlar'da göçlerle birlikte bu tarihi eserler de sahipsiz kaldi. Osmanli'nin izlerini yok etme pahasina birçok tarihi cami, han, hamam yikildi, geri kalan bir çok tarihi eser ise aslindan uzak görünümle restore edilip amaci disinda kullanildi. Balkanlardan Anadolu"ya göçün ilk dönemi, 1804 yilinda Sirp isyani ile basladi. 1804'te isyan eden Sirplarin siddet hareketleri sirasinda, Semendire'ye bagli yerlerde Türklere karsi girisilen katliamdan kaçanlar, Rumeli ve Bosna-Hersek'e göç etti. 1826'da yapilan Akkerman Antlasmasi ile 150 bin Türk, Sirbistan'dan göç etmek zorunda kaldi. 1867 yilinda Sirplarin zulmünden kaçan 150 bin civarinda Bosnak da Türklerle birlikte Anadolu"ya göç etti. Yine 1908-23 yillari arasinda 300 bin, 1923�33 yillari arasinda da 350 bin Türk Sirbistan'dan göç etti. Göç edenlerin bir kismi ise yollarda hastalik ve açliktan öldü. Yunanistan'dan Türkiye'ye ilk göçler 1820"de Mora isyanindan sonra basladi. Avrupa'dan gelen gönüllü askerlerle Rum çeteciler, Teselya ve Ege adalari ile Mora'da oturan Türk ve Müslüman halka zulmetmeye basladi ve 32 bin Müslüman Türkü öldürdü. Rusya ile Ingiltere arasinda yapilan anlasma ile 1826 yilinda bagimsiz Yunan devleti kuruldu ve Müslüman halki Yunanistan'dan çikarma karari alindi. Bu kararla birlikte Türkler yüzyillarca yasadiklari cografyadan sürgün edilmeye baslandi. Mora'nin ardindan Girit'te de 1864 yilinda Rumlarin sivil Türk halkina karsi katliamlara girismesi üzerine, bu bölgeden Anadolu'ya ve Istanbul'a 60 bin kisi göç etti. 1. Dünya Savasi'ndan sonra da Yunanistan'daki Türklerden bir kismi, Anadolu'ya kaçmak zorunda kaldi. Kurtulus Savasi'ni takip eden Lozan Antlasmasi hükümlerine göre yapilan mübadelede ise Türkiye'ye 1923-1933 yillari arasinda 384 bin kisi geldi. Yunanistan'dan göçler, 1934-1960 arasinda da devam etti. Bu tarihlerde 23 bin 788 kisi Türkiye'ye geldi. 1960-1970 arasinda ise 20 bin kisi Yunanistan'dan Türkiye'ye yerlesti. Ruslarin 1828'de Tuna'yi asarak Edirne'ye kadar gelmesi ve Bulgarlari Türklerin üzerine saldirtmasi sonucu 30 bin Türk, Anadolu'ya göç etti. 1876'da Rusya, Almanya ve Avusturya tarafindan Balkanlar bölündü. Avusturya, Bosna-Hersek'i aldi, ayrica Bulgarlar ve Sirplara, Rusya himayesinde bagimsizlik verildi. Ayni yil Bulgarlar, Türklere karsi siddet hareketlerine giristi. Buradaki Türkleri korumakla görevli Türk ordusunun hareketi, Avrupa devletlerinin müdahalesiyle durduruldu. Binlerce Türk, Edirne, Istanbul ve Anadolu'ya göç etti. 1877-78 Osmanli-Rus Savasi'ndan sonra yapilan Berlin Antlasmasi ile Bulgaristan devletinin kurulmasi kabul edildi. Bu durum, Bulgaristan'daki Türkler için kötü sonuçlar dogurdu. 1876-1878 yillari arasinda 200 bin Türk, Edirne ve civarina yerlesti. Sonraki yillarda ise 300 bin göçmen, Rumeli'den Anadolu'ya geçti. Kuzey Bulgaristan'dan göç eden bir kisim Türk ise Rodoplar'da ugradiklari silahli saldirilarda agir kayiplar vererek Türkiye'ye gelebildi. Bu tarihlerde Dogu ve Bati Trakya ile Istanbul'un her yeri göçmenlerle doldu. Osmanli bu göçmenlerin iskani konusunda büyük zorluklar yasadi. Arsivlerde, 1885-1923 yillari arasinda Bulgaristan'dan Türkiye'ye 500 bin kisinin göç ettigi belirtiliyor. 1923-1933 yillari arasinda ise göç edenlerin sayisi 101 bin civarindadir. Yine Bulgaristan'dan 1934-1960 arasinda 272 bin 971 kisi, 1968-79 yillari arasinda da Bulgaristan'dan Türkiye'ye 116 bin 521 kisi Türkiye'ye göç etti. Bulgaristan;dan son göç hareketi ise 1989 yilinda Bulgar hükümeti tarafindan burada yasayan Türklerin Türkiye'ye göçe zorlanmalari ile baslatildi. Göçmenler kitleler halinde trenlerle Türk sinirina birakildi. Böylece Türkiye, II. Dünya Savasi'ndan sonra Avrupa'da görülen en yogun ve zorunlu göç akimini yaklasik üç aylik bir süre içinde kabul etmek durumunda kaldi. Bu dönemde 64 bin 295 aileye mensup 226 bin 863 kisi serbest göçmen olarak Türkiye'ye geldi. Bu tarihten itibaren 1995 yilina kadar da aralikli olarak gelen serbest göçmenlerin sayisi 73 bin 957 kisiye ulasti. Bütün bu göçlere ragmen bugün Bulgaristan'da halen 1 milyonun üstünde Türk bulunuyor. Romanya topraklari, Osmanli Imparatorlugu idaresindeyken, Besarabya ve Kirim'dan on binlerce Türk buraya yerlesti. 1806-1812 Osmanli-Rus savaslarinda, Rus ordularinin Tuna'yi asarak Sumnu'ya kadar ilerlemesi üzerine bu bölgede yasayan Türkler göçe zorlandi. Sumnu ve Dobruca civarindan, 1812 yilindan sonra 200 bin Türk, Anadolu'ya göç ederek basta Eskisehir olmak üzere çesitli bölgelere yerlestirildi. 1877-1878 Osmanli-Rus Savasindan sonra Besarabya'nin Ruslarin eline geçmesi Dobruca'nin ise Rumenlere birakilmasi üzerine Türklerin göçü yeniden basladi. O yillarda Dobruca'dan 80 bin civarinda Türk, yurtlarini terk ederek Anadolu'ya yerlesti. 1923'ten sonra, Dobruca'dan yeni göçler basladi. 1923-1933 arasinda 33 bin 852 kisi göç etti. 1934-1960 yillari arasinda ise Romanya'dan göç edenlerin sayisi 87 bin 476'ya ulasti. Yugoslavya'dan Türkiye'ye Cumhuriyet döneminde toplam 77 bin 431 aileye mensup 305 bin 158 kisi göç ettigi, resmi kayitlarda yer aliyor. Yugoslavya idaresinin baskilari sonucu 1946-1968 ve 1971 yillarini kapsayan göçlerde özellikle Üsküp, Prizren ve Sancak bölgesinde yasayan Türk, Bosnak ve Arnavutlar, evlerini ve mallarini cüzi fiyatlara satarak Türkiye'ye gelmek zorunda birakildi. * * * Evet, iste Türk"ün ugradigi sürgün ve tehcirlerden bir demet� Bu gerçekleri gün yüzüne çikaran ve tarihe bir not düsen Anadolu Ajansi"ndan Ömer Çetres"e tesekkürlerimle� Çünkü bu arastirma yazisi bana degil, ona ait...
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
| Hüsamettin KÖKSAL | |
| BATISIN VE BITISIGIN ESIGINDEKI ABD |
| Mehmet Dogan | |
| "Türk baharı" ne zaman? |
| M.Çetin Baydar | |
| Demokratik Değerlere Dayalı Hakimiyet savunucusu Hüseyin Avni |
| Ahmet Fidan | |
| Şehirlerin Ruhuna El Fatiha mı? |
| Fatih DURMUS | |
| GÜÇLÜ DÜNYA DEVLETİ TÜRKİYE |
| Prof. Dr. Oya Akgönenç | |
| LİBYA : KOLLEKTİF SÖMÜRGECİLİK: Yeni bir dönemin başlangıcı |
| Ramazan Durmus | |
| Açik mektup |
| Abdurrahman Sahin | |
| ATESLE OYNAMAK |
| Mehmet MALDAR | |
| İDEOLOJİK UZLAŞI |
| Minberden Gönüllere | |
| MINBERDEN GÖNÜLLERE.. |
| Ibrahim Ulvi Yavuz | |
| Yazmak |
| Ibrahim Demirci | |
| Türk Dil Kurumu'na yakismiyor! |
| Selçuk SILSÜPÜR | |
| Kıbrıs Barış Harekât'ında Savaşan Evliya ve Şehid'in Hikâyesi... |
| Ürün ve Hizmet Tanitimi | |
| Yalan dünya son bölüm izle |
![]() |
Tüm Yayin Haklari Sakldir. Izinsiz Kullanilamaz. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |