|
|
Anasayfa » Mehmet Dogan
Ideoloji mi yargilaniyor?
07 Ağustos 2009, 03:23
Mehmet Dogan
Türkiye?nin 1920?lerde o günün dünya sartlarina göre olusturulan ideolojisi, tek parti döneminde devletin esas düsturu, hükümetin degismez programiydi. Bütün metinlerin üstünde o vardi. Gerçi bir Anayasa vardi ama, Anayasa dahi ideolojinin gerisindeydi. Örnek: 1924 Anayasasi din ve ibadet hürriyetini taniyordu ama 1930?larda din üzerinde bugün ?akla ziyan? olarak nitelenebilecek operasyonlar yapildi. Din ögretimi tamamen ortadan kaldirildi. Ezan ve Kur?an?in türkçe okunmasi için baski uygulandi. Bunun için dini bilenlere, âlimlere sorulmak geregi hissedilmedigi gibi, dinin müntesipleri de hiçe sayildi. Dinin sahibi laiklik iddiasinda olan tek parti devleti idi! Istedigi gibi kesip biçer, isterse tamamen yok sayardi! Dini temsil mevkiinde, seyhülislamligin yerine ikame edilen Diyanet Isleri Riyaseti vardi, ama, hiç bir hususta söz sahibi degildi. M. Kemal Pasa, bir defasinda Diyanet Reisini, degismez genel baskani oldugu partinin (CHP) Ankara il baskani yapivermisti! Çok partili hayata geçisten sonra ideolojinin bütün metinlerin, mevzuatin üstünde tutulmasi uygulamasinin terkedilmesi gerekirdi. Demokrat Parti döneminde oligarsik güç merkezleri ideolojinin metinler üstü konumunu sürdürmek için bütün güçlerini kullandilar. DP bu baskilara ekseriya boyun egdi. Buna ragmen, 27 Mayis darbesinden sonra DP liderleri için en yaygin suçlamalardan birisi resmi ideolojiden sapmak idi! Demokrasi 1920?lerin dünya sartlarina göre olusturulmus tek parti düzenine uyumlu ideoloji ile birlikte sürdürülemezdi. Zaten 20. Yüzyilin basindaki bütün ideoloji devletleri tek parti yönetimi idi. Türkiye çok partili hayata geçmekle, ideolojiden vazgeçmek yoluna girmek zorundaydi. Almanya?nin, Italya?nin demokrasiye geçtikten sonra nazilikten, fasizmden arinmasi gibi, bir ideolojiden arinma uygulamasi gerekiyordu. Fakat, uluslararasi sistem, Türkiye?yi ideolojiyi kullanan oligarsik güçler eliyle kontrol edebilmek için bu konuda israrci olmadi. Sovyet sistemi çöktükten sonra, ideolojik söylemler tamamiyla geçerliligini yitirdi. Batici anti-komünist bir ideoloji olan kemalizmin bir fonksiyonu kalmadi. Fakat ABD?de ortaya atilan ?medeniyetler çatismasi? tezinde Türkiye?nin baticilik ideolojisine çok güçlü bir atif vardi. Türkiye medeniyetler çatismasi tezine göre, tarihen en bölünük ülke idi. Oligarsik seçkinler batici, halk ise kendi medeniyet degerlerine bagli idi. Bu, siddetli bir gerilim meydana getiriyordu. Bu gerilim dayanak yapilarak 28 Subat harekati yürütüldü. Yakin dis merkez, Israil?in tam, ABD?nin kismî destegi ile 1930?larin taklidi din karsiti operasyonlar yapildi. Ideolojinin demokratik sistem içinde bu kadar yüksek seviyede kullanilmasinin sonuçlari ideoloji açisindan hiç de verimli olmadi. Maglubiyet ideolojisinin 21. Yüzyila yaklasilan günlerde pratik bir degerinin kalmadigi açikça görüldü. 2002 seçimleri, ardindan ideolojik zorlamalarla tikanmak istenen sistemi açmak için yapilan 2007 seçimleri ideolojinin halk nezdindeki desteginin iyice zayifladigini gösterdi. Oligarsik merkezler güçlerini sürdürebilmek için bugüne hitap edecek görüsler, halki etkileyecek programlar ortaya koyacaklari yerde, artik tesiri kalmamis ideolojiyi kullanmaya devam ettiler. Ideolojiyi dayanak yaparak darbe zeminleri arastirdilar, bu zeminleri olusturmak için çok çesitli yollara, bu arada tedhise ve siyasî cinayetlere kadar isi vardirdilar. Ergenekon Davasi?na karsi takinilan tutum, esas olarak hukukî degil, ideolojik atiflar ihtiva ediyor. Sik sik, ideolojinin, bu ideolojiyi benimsemis vatanseverlerin yargilandigi söyleniyor. Savunmalarda, Millî Mücadele döneminden veya sonrasindan örnekler dile getiriliyor. Burada esas tez, mahkemenin ideolojiyi bugüne kadar oldugu gibi, metinler üstü bir kaynak olarak kullanmamasi, bunun da Cumhuriyet yargisina yakismadigidir! Mahkemeden beklenen, ideolojinin kanunlar ve anayasa üstü bir mevkide ele alinip yapilip edilenleri, hatta siddet de ihtiva etseler, hukuka aykiri saymamasidir. Bu iddia sahiplerini bir nebze hakli gösteren, resmi ideolojinin Anayasa ve kanunlarda esasli bir atif kaynagi olarak yerini korumasi, sistemin ideolojik öncelikler konusunda duyarliliginin hâlâ yüksek seviyede dile getirilmesidir. Hatta bazi devlet kurumlarinin ideoloji öncelikli yapilarini koruma konusunda israrli olmalari, bu kurumlarin mensuplarinin bilhassa yaptiklari isi resmi ideoloji kapsaminda suç saymamasi, ciddi bir zihin karisikligina yol açmaktadir. Ideolojik öncelikli yarginin ne demek oldugu, Danistay cinayeti davasinda görülmüstür. Danistay cinayetinden sonra konu mahkemeye intikal etmis ve kisa sürede sonuca varilmistir. Yargilama sirasinda ideolojik olarak izahi mümkün olmayan deliller dikkate alinmaktan imtina edilmistir. Neyse ki Türkiye hukuk devleti yolunda belli bir merhale katetmis olmali ki, Yargitay davayi bozmus, konu Ergenekon mahkemesine intikal etmistir. Bu konuda mahkemenin karar olusturulmasi sirasinda yüksek sesle itirazlar ve protestolar vuku bulmustur. Bu itirazlarin ve protestolarin semantik izahi sudur: Ideolojiyi ve ideoloji ugruna eylem yapanlari yargilayamazsiniz! Resmî ideoloji Anayasa?da ve kanunlarda yerini korudukça, böyle itirazlarla karsilasilacaktir.
Bu haber 2394 defa okunmuştur.
|
Sosyal Medya
|