|
|
Anasayfa » Mehmet Dogan
Haminnemizin pozitivist hurafeleri ve tekkeler
13 Ağustos 2009, 04:50
Mehmet Dogan
Naksilik, tarikatlar içinde kendini yenileyen, yasanilan dönemin sartlarina uyum saglayan bir akim olarak da dikkat çekicidir. 17. asrin sonunda, Hindistan?da Imam Rabbanî ile yeni bir güç kazanir. 18. asirda Hindistan?da Rabbanî?nin ?müceddidiye? kolu etkili olur. Hindistan, tarikatin üçüncü büyük merkezi haline gelir. Imam Rabbanî, siilige karsi siyasî muhalefet de içeren kitabi ?Mektubat?la etkili olur ve sünnî ulemayi da naksilige çeker. Rabbanî, ?Müceddid-i elf-i sani? yani ?Ikinci bin yilin müceddidi?, yenileyicisi sayilir. Hicri 971?de Serhend?de dogar. Naksilik, kaadirilik, çestîlik, sühreverdîlik, kübrevîlik yollariyla birlikte daha bir çok yolu nefsinde toplar. Hind sahasinda, Rabbanî?den sonra Sah Veliyullah Dehlevî önemli bir isimdir. Müceddidiye Hindistan disinda da tesirini gösterir. Osmanli sahasinda yayilir, Türkistan?da, tarikatin çikis bölgesinde de hâkim olur, oradan Volga havzasina kol atar. 19. asirda yasayan Mevlâna Halid-i Bagdadî, Dehlevi?nin halifesidir. Halidî kolu, asil agirligi Osmanli sahasinda olmakla beraber, Balkanlar?dan Güneydogu Asya?ya, Kirim?dan Arabistan?a kadar genis bir alana yayilmis, 19. ve 20. yüzyilda bölgenin sosyal ve siyasî hayatinda önemli rol oynamistir. Burada bir istitrata ihtiyaç var. Çignenen sakiz sudur: Tekkeler ve türbeler, Türkiye?de ve Sovyetler?de, insanlari miskinlige, tembellige sevkettigi için, hurafeci yaptigi için kapatildi... Aradan bu kadar zaman geçtikten sonra bu gerekçeyi hâlâ ciddiye almali miyiz? Bu tezle geçmis büyüklerin kabir ziyaretini yasaklayanlarin, modern dönemde kabir ziyaretini zorunlu protokol listesinin basina aldiklarini hatirlamakta zorlanir miyiz? Tasavvufa, tekkelere, tarikatlara karsi 20. yüzyilda sonuca ulasan tepkiler ve uygulamalar, gerçekten tarikatin, tekkelerin kötülügünden, zaaflarindan, insanlari atalete, miskinlige sevketmesinden kaynaklaniyor olabilir mi? Sömürgeciler öyleyse neden tekkeleri kapatmak, tarikatlari yasaklamak yönünde hareket ettiler? Onlar için Islâm dünyasini uyusturan, güçten düsüren bu kurumlara ihtiyaç yok muydu? 21. yüzyilin basinda haminnemizin inandirildigi hurafelere inanmak zorunda miyiz? Islâm dünyasinda bütün anti-emperyalist hareketlerin arka planinda tekkelerin, tarikatlarin varligini emperyalistler bildigi halde biz niye bilmezden geliyoruz? Sömürgeciler, yerel yöneticileri, mahallî iktidar sahiplerini kontrol altina aldiklarinda dahi, karsilarinda tasavvuf kaynakli dinamik bir mücadeleci güç buluyorlardi. Hindistan?da Ingilizlerin en büyük düsmani tarikatlardi. Afrika?da Italyanlarin ve Fransizlarin en büyük korkulari tarikatlardandi, bilhassa Senusiliktendi. Islâm, kilisesi olmayan, din bürokrasisi olmayan bir dindir. Bu anlamda teskilattan yoksundur. Devlet, onun bu tarafini tamamlar. Devlet bu tamamlayicilik görevini yapamadigi zaman ne olur? Islâmin, disiplinli görünüsü, kurumlasmis yüzü tarikatlardir. Onlar devletin görevini yapmadigi veya etkisiz kaldigi zamanda, yapilmasi gerekeni yaparlar. Oryantalistlerin arkaplanini doldurdugundan süphe etmedigimiz modern dönemdeki tasavvuf düsmanliginin esas sebebi bu olmalidir. 20. yüzyilda, hem batinin, hem dogunun emperyalistleri tekkelerin kapatilmasi, tarikatlarin yasaklanmasi için ellerinden geleni yapmislardir. 19. yüzyilin son yillarinin akimi olan entelektüel islâmcilik dahi, selefî bir görüsle, tarikatlarin Islâm dünyasinda oynadiklari rolü görmezden gelmistir. Meseleyi Osmanli Devleti baglaminda degerlendirirsek, bilhassa naksiligin, daha dogrusu onun halidiye kolunun, etkili oldugu bütün alanlarda, Kafkaslar?dan Güney Asya?ya kadar bu devletin bas destekçisi oldugunu görmemek için gerçekten görmemek lâzimdir! Türkiye açisindan düsünürsek, naksiligin, Türkler ve Kürtler arasinda yayginligi ile, ülkenin birlik ve beraberliginin önemli unsurlarindan biri oldugunu kolaylikla fark edebiliriz. Türkiye?nin kuzey dogusunu Ruslarin isgalini önleyen Seyh Samil ve sonrasinda yürütülen ve ?müridizm? olarak adlandirilan mücadelenin naksilikle alâkasini kurmakta kimse zorlanmaz. Çarlik rejimi yikilinca Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti?ni halidî seyhlerinin kurdugu da tarihî bir hakikattir. Halidiye?nin sadece Kafkaslar?da degil, Tataristan ve Baskirdistan?a kadar genis bir alanda etkili oldugunu da unutmamaliyiz. (Yarin: Norsin?e ikinci selâm!)
Bu haber 2534 defa okunmuştur.
|
Sosyal Medya
|