Dilimiz, Arapça ve Farsça ile karsilastiktan sonra, bu iki dilden kelime almakla kalmamis, bazi isim ve sifat tamlamalarini bu dillerin usûllerine göre kurup benimsemistir. Meselâ “Seyhu’l-Islâm” Arapça izafet terkîbi (ad tamlamasi) biçimindedir. “Devlet-i ‘Aliyye” (Yüce devlet) ise Farsça kurala göre olusmus bir tamlamadir ve böyle kurulan tamlamalarin sayisi dilimizde daha çoktur: Bahr-i sefîd (Ak deniz), Selîm-i Evvel (Birinci Selim), gayr-i mesrû’ (mesru olmayan), kism-i a’zam (büyük kisim, çogunluk), vb.
Böyle tamlamalarin çoklugu, kimilerini tamlamanin söz onusu olmadigi durumlari da tamlama sanma ve öyle yazma yanlisina düsürmektedir. “Faili meçhul” bir “cinayet” veya “hadise”nin birlesik sifati olan Türkçe bir ifade olmasina ragmen, “fail-i meçhul” seklinde yazilabilmektedir. Böyle yazildiginda “meçhul fail” anlamina gelecegi düsünülmemektedir. “Nev’i sahsina münhasir” ifadesi de yine Türkçe bir kurulus içindedir ve “türü kendine özgü” anlamini tasir. Bunu “nev-i sahsina münhasir” seklinde yazmanin akla uygun bir açiklamasi yoktur.
“Sehr emini” (sehir emini) Türkçe bir ad tamlamasidir, “sehr-i emin” ise “güvenli sehir” anlamina gelir ve “sehr emaneti”nin basinda bulunan “sehremini”nin, yani belediye baskaninin kendisini degil, olsa olsa hedefini ifade eder.
“Akl-i selim sahibi” birinden, “akli selim” diye söz ettigimizde, “boyu uzun” demis gibi oluruz. Farsça sifat tamlamasi olan “akl-i selim” ile Türkçe birlesik sifat “akli selim”i ayirmak zor olmasa gerek.
Bu mesele üzerinde durusumun sebebi, Türk Dil Kurumu Yayinlari arasinda çikan Müntahabât-i Lügât-i Osmâniyye’de gördügüm bazi okuma yanlislaridir. James W. Redhouse’un eserini yeni yaziya aktaranlar, maalesef, tamlamanin söz konusu olmadigi ifadeleri tamlama varmis gibi okuyup yazabilmisler.
“… gerek elfâz-i müterâdife ve gerek ta’rif-i kayd olunduktan sonra” (s. 7)
Müellif, ”gerek müteradif lâfizlar ve gerek tarif kayd olunduktan sonra…” demis. Burada “ta’rîf-i kayd” diye bir tamlama arayip bulmak hem anlami, hem cümlenin yapisini çikmaza sokmaktan baska bir ise yaramamaktadir.
“… harf-i tevcîhin bâlâsina asla bir nev isâret-i tersîm olunmamistir.” (s. 10)
Müellifin söyledigi su: Oraya hiçbir çesit isaret “tersim olunmamistir.” “Isaret-i tersîm” denen bir isaret var mi? Yok! Olsaydi bile Redhouse, o hâlde “isâret-i tersîm konmamisdir / vaz olunmamisdir” diyecek kadar Türkçe bilmektedir.
“… elfâz-i Fârisiyyenin fevkinde birer kalinca hatt-i kesîde olunmustur. (s. 10)
Bu cümlede de ayni durum söz konusu. Müellif, Farsça lâfizlarin üzerine “birer kalinca hat” (çizgi) kesîde olunmustur, çekilmistir, diyor. “Hatt-i kesîde” diye olmayan bir tamlama uydurmanin ve böylece cümleyi dogru yüklemden yoksun birakmanin akla uygun bir açiklamasi olabilir mi?
Böylesi tuhafliklar Türk Dil Kurumu’na hiç yakismiyor.
Bu haber 9660 defa okunmuştur.