TÜRKLER’IN MILLI RENKLERI “SARI-KIRMIZI-YESIL”
Türkler tarihlerinin en eski zamanlarindan baslayarak, uzun zaman bes ana renk olarak kara, ak, kizil, yesil ve sari renkleri esas görmüs ve bu renklerden her birini dünyanin dört yönü ile merkezini ifade etmek için kullanmislardir. Buna göre, merkez=sari, dogu=yesil, bati=ak, güney=kizil (kirmizi), kuzey=kara renklerle ifade edilmistir. Nevruz, Türklerin Gök-Tanri dinine tabi oldugu dönemden baslayarak günümüze kadar gelen tabiat, Tanri, insan münasebetlerinin isaretlerini toplayan en eski törenimizdir. Nevruz asirlardir, Türklerin bahar bayramini ve Ergenekon’dan çikisini simgeler.
.Bu kutlama, sari, kirmizi, yesilin yan yana gelmesiyle olusan sembollesmeyle tamamlanir gibidir. Kirgizlarin “Manas kutlamalarinda”, Türkmenlerin “Su bayraminda” sari, kirmizi ve yesil bayraklarin geçisi coskuyla kutlanmaktadir.
Ak(beyaz) rengin, Türklerin en eski inançlarindan Samanist dönemle ilgili bazi manevi inanmalardan kaynaklanarak, ululuk, adalet ve güçlülük anlamlarini kazandigi görülmektedir. Söyle ki, Türk Samanizm inde Ülgen hayir ilahidir. Altay Türk halk edebiyatinda Ülgen’i temsil eden ak, “Cennet” anlaminda kullanilmaya baslamistir. Türklerde “aklik” temizliktir, ariliktir, yüceliktir, ululuktur. Devletin ululuk, adalet ve güçlülügünün sembolüdür. Devlet büyüklerinin savaslarda giydikleri bir renktir.
Kasgarli Mahmut’un kaydettigi al ve Yusuf Has Hacip’in isaret ettigi ak renklerin ikisi birden tarihimizin derinliklerinden gelen hükümranlik sembollerimizdir ki, bu günkü sanli bayragimizin renklerinin de böylece eski inanç ve geleneklerimizin içinden süzülüp geldigi açikça anlasilmaktadir. Türk Milleti de bugünkü bayragimizin al’ini sehitlerimizin al kaninin ve aki’ni da yine sehitlerimizin ak ruhlarinin manevi sembolleri olarak kabul etmistir.
Diger taraftan, Hazret-i Peygamber’in kullandigi üç sancaktan (Beyaz, yesil ve Siyah) birinin rengi olmasi sebebiyle, Osmanli dönemi yazarlari, Selçuklular ve Osmanlilardaki ünlü “Ak Sancaklar”i genellikle peygamber ile Islamiyet’e baglamislardir.
Türklerin en eski inançlari ile ilgili olarak onlarda “Al Ruhu” veya “Al ates” adlari ile hami (koruyucu) bir ruhun varligi bilinmektedir. Iste Türklerin en eski devirlerden beri Al Bayrak kullanmalarinin bu Al Ates kültü (inanci) ile bagli bir gelenek olacagi hatira geliyor. A.Inan, “Al kelimesinin ates kültü ile bagli oldugunu gösteren bir emare de bütün Türk kavimlerinde görülen “Alazlama” merasimidir. Alazlama, orta ve dogu Türklerinde atesle temizleme ve takdis merasimidir. Anadolu’da da Alazlama bir tedavi usulüdür.
Diger taraftan biz, XIII. XIV. Yüzyillarda Hazar ötesinden Ege denizine kadar uzanan bölgelerde yasayan Türkmenlerin istisnasiz, baslarina kirmizi (kizil) keçe külah giydiklerini biliyoruz. Ayrica Karahanlilar döneminde Yusuf Has Hacip, hükümdarlari temsil eden rengin beyaz oldugunu kaydederken Kasgarli Mahmut da o hükümdarlarin bayraklarinin al kumastan yapildigini bildirmektedir. Yavuz Misir’i fethettigi zaman otaginin önünde Ak ve Kizil iki sancak dikildigini biliyoruz. Kesin olarak bilinen husus, III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde kalelere çekilen Osmanli bayraginin beyaz-yildizli al bayrak oldugudur.
Eski Türklerde yilbasini baslica iki tabiat olayinin görülmesi ile baslatmislardir. Türklerin ekonomilerinin temelini hayvancilik teskil eden hayvan sürülerini otlaga çikarmak ve sürülerinin yavrularini elde etmek itibariyle otlarin yeserme zamani Türklerin hayatinda çok büyük rol oynamistir. Çin kayitlarinda M.Ö. 8.yüzyilda 9-21 Mart tarihleri, yani otlarin yesermeye basladigi dönem Türkler tarafindan yilbasi ve bahar bayrami olarak kutlanir.
Memluk Devletinin rengi sari idi. Altinordu devletinin adindaki altin’in sembolu Sari’dir ve onun için bu devlet sari renk ile ifade edilmistir. Bunlardan baska Timur Devletinde ve Timurlular sülalesinde oldugu gibi Babür Sah’in ordusunda sari ve kirmizi bayraklar kullaniliyordu.
Gaznelilerde de, Büyük Selçuklulari devam ettiren Anadolu Selçuklulari ile Harzemsahlilarda da hükümdar sancaklarinin siyah renkli olusu, Abbasi halifelerine bagliligini göstermektedir.
1935 de Rus Arkeolog S.V.Kiselev tarafindan Altay ve Sayan Daglari bölgelerinde yapilan kazilarda, 7-8 yüzyillara ait Göktürk soylularina mensup mezarlarda bir erkek iskeleti üzerinde elbiselerin üç kat oldugu anlasilmistir. Üst kat koyu kirmizi ipekten; ortada yesilimsi ipekten, iç elbisesi de altin sarisi renginde ipek kumastan yapildigi görülmüstür. Ayrica sari, kirmizi ve yesil üçlüsünün yan yana ve hükümdarlik sembolü olarak sancaklarda kullanildigina dair en eski bilgimiz Selçuklular dönemine ait bulunmaktadir. Yine sari, kirmizi ve yesil renklerin gerek yan yana gerekse iç içe olarak, Osmanli devletinde de kullanildigini biliyoruz.
Sari, kirmizi ve yesil renkler, köklerini en eski Türk inanislarindan alarak, asirlar boyu Türklerin dini, manevi giderek de milli hayatlarinda yer tutmus ve önem verilmis renkler olmustur. Nevruz da, sari, kirmizi ve yesil renklerde bizim kültür degerlerimizdir. Nevruz da sari, kirmizi ve yesil renklerde, Misak’i Milli ile çizilmis sinirlarimiz içinde yasayan insanlarimizi birbirinden ayirmak için degil, aksine birbirine baglamak, kaynastirmak, bütünlestirmek için kullanilmasi gereken milli ve manevi araçlardir.
“Ne mutlu Türk’üm diyene.”
Bu haber 2303 defa okunmuştur.