Dünya devleti olma yolunda ilerlerken bölücülük hareketleri
12 Eylül 2010 referandumunda milletle devletin ortaklasa hukukunu düzenleyen çok önemli temel belge hakkinda fikrimizi açikladik. 22 milyon evet, 16 milyon hayir, 14 milyonda sandiga gitmeyen vardi.
Evet ve hayirlarin tecellisinde çok degisik faktörler rol oynamakla beraber, boykotçularin tedhis, tehdit ve santajla “baris, kardeslik, demokrasi” oyunu oynamadiklarini hep beraber gördük. Devlet otoritesinin zaafa ugradigi 27 yil boyunca meydanin bölücülere kaldigini ibretle izledik. Öylesine bir ibret ki 40 bin oldugu ifade edilen can kaybinin 25 bin kadarinin Kürt kardeslerimiz oldugunu, 300 milyar dolar oldugu ifade edilen terörle mücadele maliyetinin 3-5 GAP projesine tekabül ettigini, sürecin uzamasiyla bölücülük kervanina katilanlarda artma olacagini, bu kanin durmamasi halinde iç-savas senaryolarinin gerçek olacagini, giderek üniter yapiyi muhafaza edemeyecegimizi ibretle izlemekteyiz.
Dün Yugoslavya’yi 7’ye, Çekoslovakya’yi 2’ye, Irak’i 3’e bölenlerin Türkiye’yi “Iyonya, Likya, Bizans, Rum Pontus, Klikya, Lazistan, Alevistan, Kürdistan, Anadolu Cumhuriyeti” nden ibaret 9 parçaya bölmek istediklerini görmek durumundayiz. 50 yildir kapisinda bekledigimiz AB’nin asla ve asla bizi tam üyelige almayacagini kesin olarak biliyorken AB’nin siyasi, sosyal, hukuki normlarini elde etme adina bu sikintili sürece katlaniyoruz.
Ülkemizin bulundugu cografyanin jeopolitik ve jeostratejik bakimdan netameli oldugunu gayet iyi biliyoruz. Bu cografya’da yasayan kavimler çok uzun süre bu cografyada kalamamis, yikilmis, yok olmus, çanak olmus çömlek olmuslar. (Isteyenler Ulus’taki Anadolu Medeniyetleri müzesinde görebilirler). Ama biz Müslüman Türkler 1000 yildir bu cografyada yasiyoruz. Onun için Hiristiyan âlemi ve Yahudiler kuduruyorlar. Bizi bulundugumuz cografyada önce etnik, dinsel, mezhepsel parçalara bölüp, sonra Asya steplerine göndermek istiyorlar. Bu kesin. Ancak biz büyük bir milletsek, tarihle yasitsak, uzaydan gelip bu devleti kurmadiysak bölünme psikozundan çikmamiz gerekiyor. Parçalama ve bölünme, çöküntü halindeki devletlerin milletlerin problemidir. Türkiye’nin hiçbir yeri çökmüyor. Aksine Türkiye dünya devleti olma yolunda ilerliyor. Türk milletinin tarihi sarkaci yukari dogru dönmüstür. Artik kimse durduramaz, geri çeviremez. Türkiye büyük devlet olma yolundadir. Bunu görmek lazim. Eger böyle olmasaydi 27 yildir devam eden bölücü terörün Türk ve Kürt kardeslerin birbirini girtlaklamasina yol açmasi gerekirdi. Oysa bu gerçeklesmedi. Müslüman Türk ve Kürt ezelden ebede uzanan çizgide asaletine uygun davranarak adeta emperyalistleri çildirtmaktadir. Dün Kurtulus savasinda her cephede beraberdik ve ulu-l emre itaat ediyorduk. Bir bagimsizlik hareketi söz konusu olsa bu mücadeleyi verenler kendi topraklarini terk ederek Ankara, Istanbul, Izmir dâhil Anadolu’muzun muhtelif sehirlerine göç ederek Türk kardesleriyle beraber geçim ve istikbal endisesi içinde yasiyor olmazlardi. Her toplulukta oldugu gibi sehirlesme sürecinde köyden kente göç eden Kürt kardeslerimiz birbirlerine yakin mahallerde ikamet etmekte maddi ve manevi birbirlerine destek olmaktalar.
Gerek dagdaki gerekse sehir yapilanmasi içinde faaliyet halindeki PKK’lilarin serrinden Kürt kardeslerimizin can, mal, irz ve her tür güvenligini korumak onlarin huzuruna hizmet etmekte devletimizin görevi olmalidir. Muhtaç oldugumuz kudret devletimizde vardir, lazim olan iradedir.
Efendim ret ve inkar politikalarindan, asimilasyondan bahsedenler gerçekte Allahsiz Marksistlerdir. Müslüman Kürdün Müslüman Türk’le alip veremeyecegi bir sey yoktur. Ömrü hayatinda alni secdeye gitmemis Kürtçü komünistlerin, hangi hakla Allah ve peygamber kelamini hayati boyunca basinin üstünde tasimis Müslüman Kürtün temsilciligine, sözcülügüne soyunabiliyorlar soyunabiliyorlar. Kaldi ki 80 küsur yildir TBMM’ye gelen dogu ve güneydogulu milletvekillerinin kahir ekseriyeti feodalitenin temsilcileri olarak mecliste yer almislardir, marabalarin temsilcileri olarak degil.
Esasen ülkemizde en önemli mesele karma ekonomik model altinda uygulanan vahsi kapitalist sistemdir. Problemlerimizin esas kaynagi da bu gayri adil, sömürücü sistemden kaynaklanmaktadir. Düsününüz ki bu sistemin içinde yer alan BDP’nin üst yapisinda 30 köyün sahibi feodal agalar, burjuvalarda yogun olarak yer almaktadirlar.
Türk milliyetçileri milletin idrakini milli meselelerde açik tutarken, AB(D) emperyalizminin hesaplarini fazla büyütmeden büyük devlet olma yolunda gelecek vizyonuna hazirlanmasi gerekiyor. Mevcut siyasi iktidarin da temel meselelerde toplumun tümünü kucaklayici tavir sergilerken, tarihin kesintisiz bir süreç oldugunu, cumhuriyet kuranlarin Osmanli subaylari oldugunu, vaki sikintilarin kirip dökmeden izole etmesi gerektigini; “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” iddiasindan asla taviz vermemesi gerektigini bilmesini istiyoruz.
Klasik solun oy devsirmek adina bölücülerle flörtünü ibretle izlerken, yeni sol yapinin milli birlik beraberlik ve üniter yapimizin muhafazasi hususunda zikzaklar çizdigini dikkatle izliyoruz. Dünya konjonktürü yeni gelismelerle devletlerin yeni durus sergilemelerine ve saf belirlemelerine yol açarken; Müslüman Türk milletinin AB-D ile iliskilerini istikrar içinde götürüp Avrasya hinterlandinda Rusya, Çin, Hindistan gibi büyüyen devletler ile ve Türk-Islam cografyasinda yeni ittifaklara girmesi gerekmektedir.
Velhasil iç ve dis gelismeler ülkemizi tarihi ve kültürel cografyasinda dünya devleti olma yolunda hizla ilerlemekte oldugunu tarihi bir hakikat olarak ortaya çikarmaktadir.
Dt. Fatih DURMUS
ANKARA
Bu haber 7063 defa okunmuştur.